Rahime Karvar
Hafif bir fon müziği, ardından metalik bir tıkırtı; sanki cebimizde taşınan küçük bir kumarhane aynı melodiyi tekrar edip duruyor. Otobüste, metroda, vapurda, kafede… “Dede”, “şeker”, “prenses” gibi isimlerle anılan slot ve bahis oyunlarının ritmi bu.
Bu seslerin kamusal alana bu kadar yerleşmesi tesadüf değil. Gelirin eridiği, enflasyonun gündelik hayatı kemirdiği bir dönemde, çalışarak insanca bir ücret kazanamayacağını bilen milyonlarca insan küçük bir ihtimale yatırım yapıyor. Araştırmalar, şans oyunlarını oynayanların büyük bölümünün yoksullardan oluştuğunu söylüyor. Çalışmanın, emeğinin karşılığını alamayanlar, şansa bel bağlıyor.
Ancak bu işin bir de görünmeyen bir yanı var. Ağırlıklı bir kısmı yasadışı olan bu dijital sektörün çalışma şartları… Ekranın önünde görünenler kadar, arkasında kalanların neler yaşadıkları… Yani bahis sitelerinin müşteri hizmetleri. O hatta çoğu zaman bir kadın var. Ya da erkek olsa bile kadın rumuzuyla konuşmak zorunda bırakılan birileri. Çünkü hane içinde parayı yönetenin erkek olduğu varsayımı kadar, “yumuşatıcı” rolün kadına atfedilmesi de sektördeki işleyişi belirliyor.
Daha önce Kadınİşçi için hazırladığım bir haber aracılığıyla görüştüğüm Sarya’nın* hem o zaman anlattıkları hem de son dönemde yeniden görüştüğümüzde ekledikleri sektörün güvencesizliğini ortaya seriyor. Sarya yasal olmayan bir bahis sitesinin müşteri hizmetlerinde gece vardiyasında çalışıyor.
“Güvence namına bir şey yok”
Pandeminin bu tür bahis sitelerine ilgiyi artırdığını söyleyen Sarya, tam da o dönemde işe başlamış. İşe başladığından bu yana da birkaç site değiştirmek zorunda kalmış. Yakın zamanda konuştuğumuzda bu işe başladığı zamandan bu yana 3. kez çalıştığı bahis sitesini değiştirdiğini anlatıyor. Gece mesaisinde sekiz saat çalıştığını, toplamda sadece 30 dakika molası olduğunu ve bunu da çalışanın kendisinin belirleyebildiğini söylüyor. Haftalık sadece bir gün izin yapabildiklerini ama onu da hafta içi günlerde kullanabildiklerini ekliyor.
Bu sektörde çalışmayı neden tercih ettiğini ve çalışma sitemini şöyle aktarıyor:
“İşsizdim ve evden çalışma fırsatı olduğu için tercih ettim. Güvence namına bir şey yok bu alanda ama bazen de güzel paralar dönüyor. Bu işin bir geleceği yok, biliyorum. Bir garantisi yok, hakkını arayamıyorsun çünkü zaten legal olmayan siteler oldukları için işe başlarken hiçbir şekilde kişisel bilgi vermiyorsun. Sadece paranı gönderecek kişiye banka hesabını veriyorsun. O da gidip başkasının hesabı üzerinden senin paranı yatırıyor. Mesela hiç kimse kendi adını kullanmıyor. Hep fake isimler var.”
O aslında bir “atanamayan öğretmen”
Sarya aslında okul öncesi öğretmeni. Atanamadığı için özel okullarda işe başlıyor. İki yıl kadar bu alanda çalıştıktan sonra işten ayrılıyor. “Fark etmiyor ki! Özel okulda da bizim hiç hakkımız yoktu. Mesela temel öğretmen, yardımcı öğretmen vardı. İlk senem olduğu için ben yardımcı öğretmen olarak başladım. Normalde öğretmenler için hafta sonu çalışma olmaz. Cumartesi çalışıyorduk, onu bir yere kadar kabul ediyordum ama pazar günleri çalıştığımı da biliyorum. İş alanıma girmeyen işleri yapıyordum. Birçok okul yüksek ücret verirken bu şartlarda çalışmama rağmen asgari ücret alıyordum.”
Sarya “temel öğretmen”, “yardımcı öğretmen” ve “baş öğretmen” gibi ayrımların iş kolaylaştırmadığından, aksine mobbinge neden olduğundan ve öğretmenler arası rekabet duygusu yarattığından bahsediyor. Asgari ücrete baskı altında çalışmaktansa işsiz kalmayı göze alıyor Sarya. Sonra da bir arkadaşının vasıtasıyla bu işe giriyor. Bahis sitelerine direkt başvuru olmadığı için “arkadaş tavsiyesi” en önemli CV.
Ücreti “iyi” ama güvence yok
Sarya, müşterilerin genelinin erkek olduğunu ve buna karşın müşteri temsilcilerinden sadece ikisinin erkek olduğunu söylüyor, fakat erkeklerin de kadın rumuzu kullanarak orada çalıştıklarından bahsediyor. “Hani araba pazarlarken bile hiç alakası olmasa da arabanın yanına manken gibi bir kadın dikerler ya, o hesap!”
Peki bu durum, tacize yol açıyor mu? “Mesela adam bahiste ya da oyunda kaybediyor, geliyor. Ağır küfürler ediyor. Ya da cinsel içerikli resim atıyor. Bunları ilk olarak alttan almak zorundayız. Çünkü adamın yatırımı var site içinde. Eğer devam ederse de siliyoruz. Ama tabii bunun sonu yok. Adamlar farklı farklı hesaplar alıp yine girebiliyorlar siteye.”
Bu işi tercih etmesinin nedeninin, ücretinin asgari ücretten biraz daha yüksek olması olduğuna vurgu yapan Sarya, “Ama çok yoruluyorum. Hem yıpranıyorum hem de çok çabuk sinirleniyorum artık. Annemler ben çalışırken yanıma bile gelemiyorlar. Bazı geceler ağladığımı biliyorum sinirimden.”
Ücreti iyi, ama sosyal güvence yok. Güvenceli çalışma şartları şöyle dursun, ne çalıştığı yerin resmi bir kaydı var ne de kendisinin burada çalıştığına dair bir iz… Dolayısıyla işten çıkarılma ve hak edişini alamama ihtimali, her daim bir kılıç gibi başında sallanıyor.
“Rüyamda bile kavga ediyorum”
Evden çalışmak çoğu zaman cazip görünebilir ancak Sarya, bu işte çalışırken en temel ihtiyacı olan bilgisayarı kendi edinmek zorunda. İnternet ve elektrik de Sarya’nın cebinden ödeniyor. Bunların yanı sıra bu sektörde çalışmanın ve evde çalışmanın sebep olduğu sağlık sorunları da diğer sorunlar gibi görünmez kılınıyor.
Sarya ailesiyle yaşıyor. Kendine ait bir odası yok. Annesiyle kardeşinin yattığı odada, yalnızca bilgisayarın ışığında çalışıyor. Bilgisayarı koyduğu küçük sehpayı, üzerinde oturduğu üçlü koltuğun dibine çekerek bu şekilde mesaisini dolduruyor.
“Gözlerim bozuldu. Annemler uyuyor diye gece lambayı açamıyorum. Bilgisayar ışığı insanı mahvediyor. Bir de biz sürekli oturuyoruz ve yoğun olduğunda kalkıp tuvalete bile gidemiyorsun. Ben böbrek sancısı çok çektim biliyorum. Çalışırken sık sık bu sancıyı çekmeye başladım. Çünkü sistemden gelen çağrıya hızlıca cevap vermediğinde uyarı geliyor hemen. Saatlerce oturduğumuz için sürekli sırt ağrısı çekiyorum. Eskiden çok yürüyen biriydim ama şimdi yürümediğim için geceleri sürekli ayaklarım şişiyor. Bir de insanın cidden en çok beyni yoruluyor. Ve sürekli uyumak istiyorsun. Sabır kalmıyor. Rüyamda bile kavga ediyorum.”
Mesele elbette sadece çalıştığı sektörün sorunları değil. Sarya aynı zamanda dört kardeşli evin en büyük ve tek kız çocuğu. Bunun anlamı şu: Bu işin yanı sıra evde de bir emek süreci onu bekliyor. Annesi kalp hastası olduğu için ev içindeki yük de onun omuzlarına biniyor. Kendisi için “Bir şeylere yetişmek için sürekli bir savaş halindeyim” diyor.
Son görüşmemizde de bu durumun çok değişmediğine vurgu yapıyor. Ama kendisine zaman ayırmak konusunda daha özenli davranmaya çalıştığını söylüyor. “Neler yapıyorsun?” dedim. Bir yıldan fazladır biriktirdiği para ile vizesiz bir ülke ziyaret ettiğini ve bunun kendisini çok farklı hissettirdiğini anlatıyor. “Her ne kadar biraz da borç etmek zorunda kalsam da o günlerde yaşıyormuşum, dedim. Ben de hak ediyorum bunu.”
* Sarya, görüştüğüm kadının gerçek ismi değildir.




